OCAKSUBAT2026
Zekeriya Şimşek
Antoine Galland’ın “İzmir Gezisi”
Antoine Galland’ın “İzmir Gezisi”
Kartpostallarda kalan bir İzmir’dir Antoine Galland’ın (1646-1715) “İzmir Gezisi”.
A.Galland, “Binbir Gece Masalları”nı Avrupa’ya tanıtan Fransız şarkiyatçısı.
Grekçe, Latince ve İbrânîce ile Doğu dillerini (Arapça, Farsça ve Türkçe) bilen, Sorbonne Üniversitesi eğitimli A.Galland; kapitülasyonların yenilenmesini sağlamak göreviyle Fransa’nın İstanbul Büyükelçiliği’ne atanan Charles-François Ollier de Nointel (1635-1685) tarafından özel kâtipliğe seçilmesiyle 1670’de İstanbul’a gelir. Görevlerini başarıyla tamamlayan ikili bazı Yakındoğu limanlarını ziyaret ettikten sonra Paris’e döner, yıl 1675. A.Galland, pek çok tarihî eser topladığı bu seyahat sonrası 1677’de üç koleksiyon meraklısı için yeniden Türkiye’ye gelerek bir yıl daha kalır ve yine tarihî eserler toplar. 1679’da aynı amaçla bu defa Doğu Hindistan Şirketi tarafından görevlendirilir; bir buçuk yıl sonra şirketin vazgeçmesi üzerine gezisini önce devlet adamı Jean-Baptiste Colbert’in (1619-1683), onun ölümü üzerine de XIV. Louis’in (1638-1715) desteğiyle ve “kralın antikacısı” unvanıyla sürdürür. Mısır’da ve Anadolu’da dokuz yıl süren bu seyahatten 1688’de, on altı bin kişinin ölümüne ve İzmir Kalesi’nin yıkılışına yol açan büyük depremi görüp yaşadıktan sonra ülkesine döner.
A.Galland’ın özel yaşamı da İzmir kadar ilginçtir; bilime ve meraka adanmışlık, kara kutu özel hayat. Yaşamında sadece araştırma, seyahat ve yazma eylemlerine yer açmıştır. Yakınmasızdır. Kitaplarına gelince; bir Kur’ân çevirisi, kahve üzerine bir araştırma, Doğu atasözleri derlemesi, bir sultanın hayatına dair anlatısı, bir Türk Tarihi, seyahat notları, günlükleri ve şöhretinin kaynağı “Binbir Gece Masalları”.
“İzmir Gezisi”, A.Galland’ın el yazısı ile kaleme alarak hazırladığı fakat bastırma olanağı bulamadığı, ölümünden sonra çeşitli kütüphanelerde yer bulan ve sonunda Brüksel Kraliyet Kütüphanesi demirbaşına giren pek bilinmeyen bir yapıtıdır. A.Galland’ın iki zengin meraklı adına tarihî sikkeler ve kitaplar bulmak için 1677-1678 yıllarını kapsayan İzmir seyahatinin notlarından oluşan özgün bir şehir kitabıdır. Notlarını mektup şeklinde düzenleyen A.Galland; kitabının başında İzmir’e kadar yaptığı deniz gezisini, ardından İzmir’in tarihini, devamındaysa şehrin dokusunu ve yaşayıp gördüğü dönem İzmir’ini anlatıyor. A.Galland’ın başarısı, ömrünün dörtte birini geçirdiği Doğu ülkelerinde birçok Avrupalı gezginin yapamadığını yaparak yerel halklarla kendi dillerinde iletişim kurmuş olması olsa gerek.
A.Galland’ın yaşayıp gördüklerinden bugüne; ne İzmir eski havasında ne de olup biten kimsenin umurunda.
16. yüzyıl İzmir’i on dokuz cami, on sekiz havra ve bir Rum Ortodoks kilisesinin bulunduğu, dokuz mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığı bir yerleşim birimidir. Türkler çoğunlukta, Yahudiler önemli ve köklü, Hristiyanlar azınlıktır. Bu yüzyılda; Batılı tüccarlar ticarî hayatta yoğunlaşırken, yaklaşık otuz bin kişinin öldüğü bir veba salgını yaşanmıştır (1676).
Yüzyıllar içinde “gelişim”ini sürdüren, 2000’li yıllarla birlikte “değişim”e uğrayan İzmir; sosyolojik yapısı ve ekonomik akışkanlığı geceden gündüze değişen bir şehirdir. Her yönüyle kültürel duyarlık taşımayı, rikkatli davranmayı gerektiren “yerel yöneticilik”; özellikle 1950 sonrası kırsaldan göçü tetikleyen gecekondulaşma karşısında “seyircilik” ile değiş tokuş edilince yekparelik ile tekdüzelik arasındaki farkı idrak kaybından İzmir’imizde nasibini almıştır.
Müteahhitlerin iştahı ve “yeni insan türü”nün yaşama biçimleri; eski bir dostunuzla şöyle tavşan kanı çay eşliğinde iki lafın belini kırıp yarenlik edebileceğiniz yerleri tüketirken, keyifli sofralar el etek çekmek üzeredir İzmir coğrafyasından!
İzmir, eskisinden kalabalık ama yüzler ile köşe başlarının birbirine yabancılığı gözden kaçmıyor.
Ne geçmişte kalıp donmak ne de yeni ile köksüzleşmek! Yakışmıyor, yakışmaz.
Seyahatler kadar seyahat kitapları da iyileştirir. Bir kitaptan nerelere…
İzmir’in kendine özgü bir “kültür dili” hep olagelmiştir; herhangi bir sokağında yürürken, sokağın ritminde, gençlerin kalabalığında, meydanların ferahlığında karşınıza çıkan şey yalnızca bir şehir manzarası değil; yaşayan bir estetik duyarlıktır. Bazı şehirler sanatı “etkinlik” olarak sever; İzmir ise sanatı bir hayat tarzı olarak yaşar. Edebiyatın, edebî eserin yeri önemlidir İzmir’de; edebiyat, toplumun kendisiyle yüzleşme biçimlerinden biridir çünkü. İzmirli yüzleşmeyi bilir. Bir şehrin ruh hâlini, gazete manşetlerinden önce seyahatnâmelerde, şiirlerde, romanlarda; bir cümlenin gidişatında, bir şiirin imasında, bir roman kahramanının suskunluğunda yakalarız. Çünkü edebiyat, yaşananı yalnızca kaydetmez; yaşananın insanda bıraktığı izin taşıyıcısıdır. O iz, bazen bir kuşağın kırgınlığı, bazen bir mahallenin belleği, bazen de bir insanın “bunu unutmayalım” diye günlüğüne düştüğü nottur.
Frederic Bauden tarafından düzenlenerek notlarla açıklanan ve “Antoine Galland’ın Bir Elyazması (1678)” alt başlığıyla yayımlanan “İzmir Gezisi” okunmalı! (Çev. Erol Üyepazarcı, 2003, İzBB Kent Kitaplığı Yayını)